Suud hanedanının siyonist politikalarının art arda ifşaatı

0
18

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Amerikan medyasına verdiği mülakatlarda açıkça siyonistlerin işgalciliğine destek vermesi, siyaset ve medya çevrelerinin ilgisini çeken ve Suud rejiminin dış politika gibi çeşitli alanlarda değişime uğradığını gösteren bir konu oldu.

Gerçekte Muhammed bin Salman’ın bir özelliği, tartışma yaratan konuları gündeme getirmek ve kendisinden maceracı bir imaj yaratmak ve böylece bir süre ilgi odağında bulunmaktır. Bu yüzden Muhammed bin Salman’ın başta Batı medya organları olmak üzere çeşitli medya organlarına verdiği mülakat sayısı Suud hanedanının önceki elebaşılarına kıyasla oldukça fazladır.

 

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman Amerika’nın Atlantic dergisine verdiği mülakatta bir yandan İran İslam Cumhuriyeti nizamına yönelik suçlamalarını ve iddialarını gündeme getirirken, bir yandan da siyonistlerin kendi ülkelerinde barışçıl yaşam hakkından söz etti ve bunu Filistin milletinin işgal altındaki Filistin topraklarında yaşam hakkı ile bir tuttu. Bazı gözlemciler Muhammed bin Salman’ın bu sözlerini siyonist rejim İsrail’in şom varlığını dolaylı bir şekilde onaylamak ve bu rejimi tanımak şeklinde yorumladı.

 

Bu tür yorumlar, Arabistan kralı Salman bin Abdulaziz’i ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesinde Filistin milletinin Kudüs merkezli bağımsız bir ülke kurma hakkından söz etmek zorunda bıraktı. Ancak bir çok gözlemci Riyad ve Tel aviv ilişkilerinde değişim treni çoktan yola çıktığını ve eskiden iki tarafın sürtüşme tarihini maziye gömdüğünü belirtiyor.

 

Arabistan, işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail adlı şom rejimin kuruluşunun ilk gününden itibaren bu rejimin muhaliflerine katıldı ve hatta Araplarla İsrail arasındaki mücadelede Arap dünyasına liderlik etmeye çalıştı. Suud rejimi hatta 1967 ila 1973 yıllarında Araplarla İsrail arasında yaşanan savaşlarda siyonistlerle savaşmak üzere askeri birlik gönderdi ve bu yüzden siyonistler kendi siyasi edebiyat ve kültüründe Arabistan’dan bu rejimin düşmanı şeklinde söz ediyor.

Bu arada Ağustos 1969 tarihinde Kudüs’ün kundaklanması Suud rejiminin siyonist işgalcilere karşı hareketliliğini arttırdı ve böylece Arabistan İslam konferansı örgütü, yani şimdiki İslam işbirliği teşkilatının kurucuları arasında yer aldı. Suud rejiminin o yıllarda bir başka faaliyeti, siyonist rejime diğer bazı Arap ülkeleri ile birlikte petrol ambargosu uygulaması ve Tel aviv’i iktisadi sıkıntıya sürüklemesiydi.

 

Arabistan’ın siyonist rejimle bir başka sürtüşme konusu, Mısır’ın dönem Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat’ın 1978 yılında siyonistlerle uzlaşması ve iki taraf arasında savaş durumuna son vermek için Camp David anlaşmasını imzalamasıydı. Sedat’ın bu hareketi Mısır’ı Arap dünyasında siyonist karşıtı cephenin liderliği konumundan uzlaşmacı bir ülke konumuna geriletti ve ayrıca Mısır’ın dönem Cumhurbaşkanı Sedat’ın başta Suud rejimi olmak üzere bazı Arap ülkelerinin liderleri tarafından hain ilan edilmesine yol açtı.

 

Mısır’ın uzlaşmacı tavrından sonra Suud rejimi Arap dünyasının rakipsiz lideri olmaya çalıştı. Riyad yönetimi 1980’li yılların başında ve Fehed bin Abdulaziz’in veliahtlik ve kral Halid’in kraliyet döneminde Fehed planı adı altında bir plan sundu ve böylece Araplarla siyonistlerin arasındaki sürtüşmeyi hafifletmeye çalıştı, ancak bu plan siyonistlerce kabul edilmedi.

 

Bazı uzmanlar Suud rejiminin siyonist karşıtı tutumunun devam etmesine dikkat çekerek şimdiki aşamadan, iki tarafın uzlaşma noktasına yaklaşmanın ön hazırlığı ve Suud hanedanının siyonistlerle mücadele bedelinden kurtulma çabası şeklinde söz ediyor. Nitekim İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması ve Irak’ın dönem diktatörü Saddam’ın bölgede bir tehdide dönüşmesinin ardından Tel aviv ile Riyad arasında perde arkasında işbirliğine başlamaları için bazı gerekçeler üretilmiş oldu.

 

Arabistan ve İsrail arasındaki gizli ilişkiler Bender bin Sultan ve Türki Faysal gibi bazı Suud prenslerinin girişimleri ile özellikle istihbarat ve güvenlik alanında ilerlemeye başladı, öyle ki şimdi Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman siyonistlerin işgalciliğinden bir hak olarak söz etmeye başladı.

Geçtiğimiz aylarda ise Arabistan hava sahası uzun yılların ardından siyonist rejim uçaklarına açıldı ve böylece Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın soru işaretleri uyandıran son sözlerinin zeminini ve işgalci İsrail rejiminin varlığını onaylama şartlarını hazırlamaya başladı. Nitekim bu adım, Suud rejiminin konum değiştirmesini ve siyonistlerle eşgüdümlü hareket etmesini kolaylaştıran bir adımdı.

 

Öte yandan Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın İsraillilerin vatan hakkı yönündeki sözleri bazı gözlemcilerce siyonist rejimi dolaylı bir şekilde tanıma şeklinde yorumlandı ve Riyad’ın Arap ve İslam dünyasında imajına telafisi mümkün olmayan zararlar verdiği belirtildi.

Gerçekte Kudüs işgal eden siyonistlerle mücadele yerine uzlaşmadan söz etmek, İslam dünyasının liderliği iddiasında bulunanların konumunu daha da zayıflatacak bir durumdur. Nitekim Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr ile birlikte Amerika’yı ziyaret eden Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın siyonist rejimle ilgili son sözleri Riyad’ın sansasyonel uygulamalarının zincirini tamamlayan son halka oldu.

 

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman Amerika’nın Atlantic dergisine verdiği mülakatta Yahudilerin ulus devlet hakkı ile ilgili soruya verdiği cevapta, tüm insanlar nerede olursa olsun kendilerinin güvenli ülkelerinde yaşamaları gerektiğine inandığını ve bu çerçevede Filistinliler ve İsraillilerin de kendi vatanlarında yaşama hakkı olduğunu söyledi.

 

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman dini açıdan İsrail’in varlığına karşı mısınız? sorusuna da verdiği cevapta şöyle dedi: biz Kudüs’ün kaderi ve Filistin milletinin hakları konusunda bazı kaygılarımız vardır, fakat başka halklarla hiç bir muhalefetimiz yoktur.

Muhammed bin Salman ayrıca siyonist rejimi yüzölçümüne kıyasla büyük ve gelişen bir ekonomi niteledi ve Riya ile bir çok ortak çıkarları bulunduğunu kaydetti. Muhammed bin Salman hatta barış gerçekleştiği takdirde İsrail ve Fars körfezi işbirliği konseyi üyeleri ve Mısır ve Ürdün gibi ülkelerle bir çok ortak çıkarın söz konusu olacağını vurguladı.

 

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Amerika’da sarfettiği bu sözleri bir çok gözlemci tarafından siyonist rejimi dolaylı olarak tanıma ve bu gayri meşru rejimle daha yakın ilişki kurma yönünde sinyal verme ve Riyad’ı daha fazla ABD güdümüne getirme çabası şeklinde yorumlandı. Gerçekte Muhammed bin Salman Amerika’ya yaptığı iki haftalık ziyaretinde daha da pervasız bir şekilde ülkesinin Batı güdümünde hareket ettiğini dile getirdi. Oysa Muhammed bin Salman’ın selefleri Arabistan’ın İslam ve Arap dünyasında konumunu korumak için daha muhafazakar bir şekilde davranıyor ve en azından tutumlarını bu denli açık bir şekilde dışa vurmuyordu.

 

Arabistan’da hasta babası sayesinde ülkenin yönetimini ele geçiren ve bu yolda radikal Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr’i de yanına alan Muhammed bin Salman’ın Amerika ziyareti sırasında siyonist rejime karşı sergilediği uzlaşmacı tutumu Arabistan ile eşgüdümlü hareket eden Arap müttefiklerini bile şaşırttı. Nitekim Amerika Başkanı Trump’ın ABD büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e taşıma kararı da Arabistan’dan beklenen tepki ile karşılaşmadı. Hatta son aylarda Riyad ile Tel aviv arasında İran karşıtlığı ekseninde açıkça yakınlaşma sağlandığı göze çarptı.

Arabistan rejimi hatta ABD Başkanı Trump’ın yeşil ışık yakması ile şiddetlenen Filistinli topraklarda siyonist yerleşke inşaatına da ciddi tepki göstermedi, bilakis Tel aviv elebaşıları ile gizli ilişkiler kurarak Filistin’de işgalci sürece destek vermeye başladı. Bu arada Muhammed bin Salman’ın Amerika ziyareti Suud rejiminin ABD ve İsrail’e mutlak bağımlılığını tamamlayan son hareket oldu.

 

Öte yandan bazı kaynaklar Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Washington’da İsrail milli güvenlik danışmanı ile görüştüğünü ifşa etti. Böyle bir ortamda Muhammed bin Salman’ın siyonist rejimi tanımasını ve ülkesi ve müttefiki olan bazı Arap rejimlerle İsrail’in ortak çıkarlarından söz etmesini yadırgamamak gerekir.

Gerçi son zamanlarda Arabistan’ın Arap dünyasında iyice imaj kaybına uğradığını da unutmamak gerekir.

 

Gerçekte Filistin ülküsü doğrultusunda ve bu ülkenin İslamî kimliğini korumak için dört ağır savaşın maddi manevi bedellerine katlanan ve işgalci siyonistlerle savaşan bazı ülkeler şimdi İslam dünyasının birinci meselesi olan Filistin davası Arap ve İslam dünyasının liderliği iddiasında bulunan Suud rejimi tarafından yok edilmeye çalışıldığına şahit oluyor.

 

Gerçi Arabistan’ın İsrail ile ilişkileri asla inkar edilemeyecek kadar aşikardı, fakat Riyad rejimi İslam dünyasında imajını korumak için bunu açıkça dile getirmiyordu. Ancak şimdi Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın pervasızca Tel aviv’e yönelik dostluk hissiyatını dile getirmesi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasına liderlik iddiasını iyice etkilediği anlaşılıyor.

 

Öte yandan yıllardır Arabistan’ın dış politikası bölgede en önemli rakibi olarak gördüğü İran İslam Cumhuriyeti ile rekabet çerçevesinde düzenleniyor. Bu çerçevede Riyad’ın yeni elebaşıları ise İran düşmanları yani Amerika ve İsrail ile ittifak kurmak ve bu sayede bölgede daha üstün konuma yerleşmek istediği gözleniyor. Nitekim gözlemciler bölgede İran’a karşı Riyad – Tel aviv – Washington şer üçgeni şekillenmekte olduğunu belirtiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + = 16