Kuveyt’ten Yemen’e Silah Gönderimi; İftira mı yoksa İmkanların Elverişsizliği mi?

0
7217
İran İslam İnklabı’nın üzerinden yaklaşık olarak kırk yıl geçmiş bulunmaktadır. İdeolojik olan bu inklabın herkes için başlamış olması , bu inklabın sadece belli bir coğrafya içinde kalmayacağını göstermektedir. Bu inklap ki inklap teorileri içerisinde yeni edebiyat ve yeni dünya ( modern) söylemleri ile iç içeydi.

Bu etki ve tedirginlik öyle bir boyut almıştır ki Batı’nın İran için korku senaryosu hazırlaması, ve İran İnklabı’nın yanlış gösterilmesi ve aynı şekilde İran’ın eski yazmalarının tanınmasının önüne geçilmesi korkunun boyutunu göstermektedir.
Bu kırk yıl süresince zafer kokusunun duyulduğu mekanlarda olan her siyasi olay İslam’i Müdafaa ile bağdaşlaştırılıyordu. Bu da İran’ın kamoyuna kötü gösterilme çabasıydı.
Sade bir bakış açısıyla denilebilir ki İran İnklabı söyleminin tesirleri, farklı yerlerde batılı siyasi oluşumlar için endişe yaratmaktaydı ve bu sebepledir ki İslam camiasında tesir yaratan farklı oluşumlar vücuda gelmiş ve bu farklı grupları karşı karşıya getirtmiştir ve en önemlisi İran, İran karşıtları tarafından sürekli ağır ithamlarla anılıyordu.
Bu ağır ithamlardan bir kısım, öyle bir zaman da meydana geliyordu ki , müdafaa gücünün etkisi İran’dan büyüme ve dağılma halindeydi, meydanlarda ve siyasi mekanlarda ise bu büyüme daha hızlı bir şekilde oluyordu. Aynı zamanda, asıl hedef İran’da, olaylarda insaları kontrol edip İslam’i Müdafaa bahanesiyle onları karşı karşıya getirmekti.
İran’ın silah gönderme ve teröristlere yardım ve yataklık söylemleri, civar ülkeler arasında İslam’i müdafaa olgularının önüne geçilememesinin neticesi olarak ve aynı şekilde olayları yavaşlatma yolu bulma konusunda da daha kötü olaylarla yüz yüze gelebilme durumuydu.
Bahreyn’de sivil ayaklanma meydana gelse ve Bahreyn milletinin içinden dahi olsa, geç kalınmadan İran’ın müdahalenin kaybedeni ithamlarını ortaya atarlar. Iraklılar meydanlara döküldüğünde aynı şekilde İran için ithamlarda bulunurlar.
Daiş, Suriye’de toprak aldığında İran bahane gösterilirmektedir. Lübnan’ın 33 Gün Savaşları ile Gazze’nin 22 gün savaşlarında yine İran’a ithamlarda bulunulmaktadır. Ne zaman ki İsrail kendi emniyeti için savaş açsa İran’ın parmağı olduğu söylenmektedir.
Özetle İran bütün buhranlarda itham edilen ülkeler arasında ilk sıradadır. İkinci sırada itham, ve ithamda bulunan yani arap ülkeleri siyasi bağımsızlığı İran üzerinden tecrübe etmek istemedektedirler. Elbette ki bu endişeleri anlaşılabilecek durumdadır çünkü İran her yerde bulunmaktadır. Mescid-i Aksa’ daki İran yardımları, öncelikle İslam için olup, İsrail’in sıkı güvenlik müdahalelerini kırmaktır. İran İnklabı’nın belirtileri Yemen’de tekrar edilmektedir.
İran İnklabı’nın olguları , Irakta müdafaa etme sebebiyle Haşdi Şabi vücuda gelmiş ve Suriye’deki sivil örgütlere destek vermiştir. Eğer bu olgular oluşmasaydı Suriyede savaş ilk başladığı esnada Suriye Daiş ve diğer 250 terörist örgütler arasında parça parça paylaşılacaktı.
Amerika, Irak’da siyasi nüfuz ele geçirmek için masraflı bir savaş iktisadı ile burada ortam yaratmaktadır. Amerika terörizmi ile mücadele Irak ve Suriye’de şekil almaktadır. İran, Irak, Lübnan ve Suriye halkının Daiş’i mağlup etme zaferine ortaktır.
Ama sormak gerekir, acaba bu mevzu bir güç noktası mı yoksa bir zaaf mı ? İran’ın farklı ortamlarda hazır bulunması o da askeri olarak değil, manevi olarak bir zaaf mı yoksa bu da bir itham mı ?

 


İran’a ithamda bulunanlar bilmelidirler ki, İran’ın söylemleri Arabistan’ın ve Amerika’nın petrolü ile doları karşısında zafer kazanmıştır.
Elbette sormak gerekir eğer İran ,Yemen ve Bahreyn’e silah gönderiyor olsaydı bu gün meydan savaşları sonuçları değişmez miydi?
İran’ın Kuveyt üzerinden Yemen’e silah göndermesi değil de şu bir gerçek ki yeni senaryolar yazılmaktadır ki bu senaryoların mesajlarını ileten ve icra eden Retuers’dir. Retuers’in yetkilileri eğer bu coğrafyada hakkında bilgi sahibi olsalardı anlarlardı ki Yemen’e Kuveyt üzerinden silah gönderebilmek için kesinlikle Suudi Arabistan sınırlarından geçmek gerektiğini de bileceklerdi. Bundan iki mesaj çıkarılabilir.
1:İran, ya bu iş için yeterli güce sahip değil ya doğruluğu olmayan bu iddalar gösteriyor ki bu kanal ile menfaat ahlakıyla iş birliği içindedirler ve özür dilemeleri gerekmektedir.
2: İran ya gerçekten bu işi yapabilirdi, bu da gösteriyor ki İran’ın güçlü bir emniyeti, istihbaratı ve askeri gücü bulunmaktadır ve aynı zamanda Suudi askerlerinin sınırlarını kontrol etme konusunda yeteneksiz olduğu ve Suudi kralı Selman’ın sadece Riyad coğrafyasında hüküm sürdüğü söylenebilir.
Elbette İran’ın böyle masraflı bir işe ihtiyacı yok. Bu, İran söylemlerini revaç haline getirmektedir ki İran müdafaa güçlerine destek vererek yardımcı olmaktadır. Siyasi ve coğrafyayi sınırlardan geçmek için izin gerektirmeyen söylemler Müslüman ülkelerin kalbinde ve fikrinde yer bulmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

62 − = 52